Evet oğlum Çalık'da çalışıyor
9/7/2008 · Kategori: bilgi
Deniz Kuvvetleri eski Komutanı emekli Oramiral Özden Örnek: Küçük oğlum Burak, Çalık Grubu’nda çalışıyor, büyük oğlum Tolga’nın filmlerine Çalık da sponsor oldu. Bir istimlak sorunumuzu Başbakan Erdoğan çözdü.
Darbe günlüklerinin yazarı olduğu iddia edilen Deniz Kuvvetleri eski Komutanı emekli Oramiral Özden Örnek, iki oğlunun Sabah-atv’yi alan Çalık Grubu’yla, kendisinin de Başbakan’la gizli bağlantısı olduğu yolundaki iddiaları dün akşam Star TV’den Murat Çelik’e anlattı.
“Küçük oğlum Burak, Çalık Grubu’nda çalışıyor, büyük oğlum Tolga’nın filmlerine Çalık da sponsor oldu. Bunda gizli saklı birşey yok” diyen Örnek Paşa, hakkındaki bir dizi iddiaya şu yanıtları verdi:
Çocuklarının Çalık’la ilişkisi...
İDDİA 1: İki oğlunun, atv-Sabah’ı alan Çalık Grubu’yla yakın ilişkisi olduğu ve Erdoğan’la da gizli bir ilişkiye sahip olduğu iddiası.
ÖÖ: “Büyük oğlum Tolga’nın filmlerinin hepsinin başında, o yapıma kimlerin, hangi firmaların sponsor olduğu yazıyor. Bunun gizlisi saklısı yok. Küçük oğlum Burak’ın çalıştığı yer de sır değil. Herkesin bildiği, herkese açık bir bilgi. Burak, Bursa Gaz Yönetim Kurulu Üyesi ve Bursa Gaz, Çalık Grubu’nun bir şirketi. İki bilgi de gizli değil. Senelerdir kamuoyunun gözü önünde yaşanıyor. Şimdi bu konuları, bu şekilde gündeme getirip, insanların kafalarını karıştırıp, soru işaretleri oluşturarak kim neyi amaçlıyor bilmiyorum. Başbakan’la benim aramda sanki gizemli bir ilişki varmış gibi göstermeye çalışıyorlar.”
Burak Erdoğan’ın askerliği...
İDDİA 2: Başbakan’ın oğlu Burak, askerliğe elverişli olmadığına dair raporu Kasımpaşa Deniz Hastanesi’nden aldı. Ve bu hastane, Donanma Komutanlığı’na bağlı. O dönemin Donanma Komutanı da Özden Örnek.
ÖÖ: “Bu konuyu hiç bilmiyorum. Ayrıca, Gölcük’teki Donanma Komutanlığı ile İstanbul’daki o hastane arasında hiçbir emir komuta münasebeti yok. Bunu bile bilmiyorlar.”
Meclis’e verilen soru önergesi
İDDİA 3: CHP Muğla Milletvekili Fevzi Topuz, Başbakan’ın yanıtlaması istemiyle TBMM’ye bir soru önergesi verdi ve Örnek’in iki oğlunun Çalık Grubu’yla ilişkilerini sordu.
ÖÖ: “Bu önergenin verilmesine en çok ben sevindim. Herşey ortaya çıksın.”
İDDİA 4: İstanbul Bayrampaşa’da, Özden Örnek’in eşi Sevil Örnek’e ait bir arazinin kamulaştırılmasıyla ilgili yaşanan anlaşmazlık ve dava sürecinin sonunda, Sevil Örnek’in Başbakan’dan araya girmesini rica ettiği ve Erdoğan’ın devreye girmesiyle, Bayrampaşa Belediyesi’nin birkaç trilyonluk ödeme yaptığı.
ÖÖ: “Bu konu da baştan sona yanlış bilgilerle ortaya atılan ve karalama amaçlı bir iddia. Birincisi, Bayrampaşa değil, Gaziosmanpaşa. İkincisi arsa değil, belediyenin yıkım kararı aldığı bir hanın, bir - iki odalı bölümü. Sene 1995. Refah Partisi iktidarda. Eşime, yıkılan yer karşılığı o zamanın parasıyla 6 milyar lira ödendi. Eşim de dava açtı ve 1998’de mahkeme, ödenmesi gereken miktarın 150 milyar lira olduğuna hükmetti. Belediyeden eşimi çağırdılar ve bir feragat belgesi imzalatıp bu paranın yaklaşık yarısı olan 85 milyar liralık ödeme yaptılar. Avukatlar, belgenin geçersiz olduğunu söyleyip yeniden dava açtı. Mahkeme, 75 milyar lira daha ödenmesine karar verdi. Ancak belediye bu ödemeyi yapmadı. Biz de açıkçası bu olayı o dönemlerde herkese anlatıyorduk. 2003 yılında, ben Donanma Komutanı iken, Gölcük’te bir gemi indirme töreni vardı. Deniz Kuvvetleri Komutanı ev sahibiydi. Meclis Başkanı, Başbakan, Milli Savunma Bakanı da o törene katıldı. O törende, ki eşim Başbakan’la ilk kez karşılaşmıştı. Başbakan eşime, ’Sizin bir istimlak sorununuz varmış’deyince Eşim de konuyu anlatmış. Bir süre sonra eşimi Gaziosmanpaşa Belediye Başkanı aradı ve davet etti. Mahkemenin hükmettiği o 75 milyar da ödendi. Tabii biz o zaman anladık Başbakan’ın ilgilendiğini ve sonra ilk karşılaşmamızda da kendisine teşekkür ettik.”
Çalık Holding'ten Özden Örnek'in oğlunun durumu ile ilgili açıklama geldi.
Çalık Holding, "Holding ve Burak Örnek bağlantısının profesyonel bir iş adamıyla Çalık Grubunun her zamanki yaklaşımı olan etik kurallar ve yasalar kapsamında bir iş ilişkisi olup, ima edildiğinin aksine ailesel kimlikler ve bağlantılarla uzaktan yakından ilgisi bulunmadığını" bildirdi.
Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!
10 ve 42. maddeler artık böyle...
9/2/2008 · Kategori: bilgi
MHP’nin, Anayasa'nın 10. maddesinde değişiklik yapılaması için sunduğu teklif Meclis'te yapılan oylama sonucunda 107’ye karşı 403 oyla kabul edildi.
İşte değişikliği kabul edilen 10.maddenin yeni hali
DEĞİŞTİRİLEN 10. MADDE
Herkes,
dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve
benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.
(Ek:
7.5.2004-5170/1 md.)Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet,
bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür.
Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz
“DEVLET organları ve idare makamları, bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadır. “
MADDENİN YENİ HALİ
Herkes,
dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve
benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.
(Ek:
7.5.2004-5170/1 md.)Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet,
bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür.
Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz
”
DEVLET organları ve idare makamları, bütün işlemlerinde ve her türlü
kamu hizmetlerinden yararlanılmasında kanun önünde eşitlik ilkesine
uygun olarak hareket etmek zorundadır.
TBMM'de kabul
edilen Anayasa'nın 42. Maddesi'ndeki değişiklik şu şekilde yapılacak:
42. maddenin 6. fıkradan sonra gelmek üzere 7. fıkra olarak, “Kanunda
açıkça yazılı olmayan herhangi bir sebeple kimse yüksek öğrenim hakkını
kullanmaktan mahrum edilemez. Bu hakkın kullanımının sınırları kanunla
belirlenir." ibaresi eklenecek.
MEVCUT 42 MADDE
İlköğretim, kız ve erkek bütün vatandaşlar için zorunludur ve devlet okullarında parasızdır. Özel ilk ve orta dereceli okulların bağlı olduğu esaslar, devlet okulları ile erişilmek istenen seviyeye uygun olarak, kanunla düzenlenir. Devlet, maddi imkanlardan yoksun başarılı öğrencilerin, öğrenimlerini sürdürebilmeleri amacı ile burslar ve başka yollarla gerekli yardımları yapar. Devlet, durumları sebebiyle özel eğitime ihtiyacı olanları topluma yararlı kılacak tedbirleri alır. Eğitim ve öğretim kurumlarında sadece eğitim, öğretim, araştırma ve inceleme ile ilgili faaliyetler yürütülür. Bu faaliyetler her ne suretle olursa olsun engellenemez. Türkçeden başka hiçbir dil, eğitim ve öğretim kurumlarında Türk vatandaşlarına ana dilleri olarak okutulamaz ve öğretilemez. Eğitim ve öğretim kurumlarında okutulacak yabancı diller ile yabancı dille eğitim ve öğretim yapan okulların tabi olacağı esaslar kanunla düzenlenir. Milletlerarası andlaşma hükümleri saklıdır.
Anayasa değişikliği sonrası 42. maddeye, “Kanunda açıkça yazılı olmayan herhangi bir sebeple kimse yükseköğrenim hakkını kullanmaktan mahrum edilemez. Bu hakkın kullanımının sınırları kanunla belirlenir” şeklinde yeni bir fıkra ekleniyor.
Haber 7
Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!
Alman ırkçılar işbaşında
8/2/2008 · Kategori: bilgi
Başbakan Erdoğan'ın Köln'de pazar günü yapacağı miting öncesinde Köln geneline asılan reklam afişlerinin bir kısmı tahrip edildi. Alman ırkçıların Türklere tahammülsüzlüğü bir kez daha ortaya çıktı.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Köln'de pazar günü yapacağı miting öncesinde Köln geneline asılan reklam afişlerinin bir kısmı tahrip edildi.
Kimliği belirsiz kişi ya da kişilerin gece yarısı söz konusu bilboard afişlerini karaladıkları, çeşitli sloganlar yazdıkları tespit edildi.
Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!
Bir anket, bir manşet, bir Radikal!
8/2/2008 · Kategori: bilgi
Boğaziçi Üniversitesi'nden Binnaz Toprak ve Sabancı Üniversitesi'nden Ersin Kalaycıoğlu'nun 2004 yılında yaptıkları bir araştırma dün Radikal Gazetesi’nde “Amaç kızların eğitimiyse türban sahiden teferruat” manşeti ile okurlara duyuruldu. Gazeteye göre kız çocukların liseden sonra üniversiteye gidememelerinin nedenlerinde türban yasağı sadece yüzde 1’lik bir orana karşılık geliyordu. Kızların lise sonrası devam etmemesinin bir numaralı sebebi olarak yüzde 29 ile sınavı kazanamamayı gösteren Radikal, bunu yüzde 14'le evlilik ve yüzde 10'la çalışma zorunluluğunun izlediğini yazdı.
2004 yılında Açık Toplum Enstitüsü ile Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etütler Vakfı'nın (TESEV) mali desteğiyle gerçekleştirilen 'İş Yaşamı, Üst Yönetim ve Siyasette Kadın' başlıklı bir araştırma 1557 kadın ve 993 erkekle yüz yüze görüşerek yapıldı. Araştırmanın 'Kadın ve Eğitim' başlıklı bölümünde kadınların eğitim alanında önlerine çıkan engeller tespit edildi.
Bundan 9 ay önce Irak’ta Dürzîlerin yaptığı bir linç, Hürriyet, Milliyet ve Vatan gazetelerinin internet sitelerinde önceki gün yeni bir habermiş gibi verildi. Başörtüsüne üniversite yolunun açıldığı bir dönemde bu kez de 2004 yılında yapılan bir araştırmanın Radikal’de yeni bir çalışma gibi sunulması oldukça anlamlı bulundu.
Araştırmada gözle görülür yanlışlıklar var
İşin tuhaf yanı, araştırmada gözle görülür yanlışlıklar var. Liseden sonra okula devam edememenin nedenlerinin tespit edildiği listede yüzde 9.8 ile öğrenci olanlar yer tutuyor. İyi ama bu kızlar zaten -ya lisede ya da üniversitede- okuyor. Onların ‘Liseden sonra okula devam edememesi’ gibi bir durum söz konusu değil ki. Ya da örneğin araştırmada kızların ilköğretimden sonra okuyamamalarının nedenleri arasında yüzde 49.2 ile ‘Ailesi izin vermedi’ şıkkı başı çekiyor. İyi ama Anadolu’da muhafazakâr ailelerin kızlarını okutmamalarının nedenleri arasında önemli bir gerekçeyi de, lisede ya da üniversitede kızını başörtülü okutamamak gelmiyor mu?
Özkök: Aileler yalancı!
Radikal’in manşetini gören Hürriyet Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök ise bu araştırmadan yola çıkarak, ‘Kızım türban yüzünden yurtdışında okumak zorunda’ diyen tüm anne ve babaları yalancılıkla suçladı. Özkök yazısında şu ifadeleri kullandı: “Büyük yalanlar tek tek ortaya çıkıyor. Neydi? Zavallı kızlar, türbana izin verilmediği için okullara gidemiyor değil mi? Bir başka sinir bozucu ifade ise ‘Türkiye’de türbana izin verilmediği için çocuğumu dışarıda okutuyorum’ bahanesi. Ben bunu sadece bahane değil, aynı zamanda Türkiye’de kalan binlerce genç kıza da hakaret olarak kabul ediyorum. Yani okumak için başını açıp kampusa, üniversiteye giren kızlara dolaylı yoldan, ‘Siz iyi Müslüman değilsiniz’ mi denmek isteniyor?”
Kadın örgütleri tepkili
Radikal’in
manşetine çıkan araştırmaya ve Ertuğrul Özkök’ün yazısına tepkiler
gecikmedi. “Madem başörtüsü nedeniyle okuyamayan kızların oranı sadece
yüzde 1, o zaman sorun ne” diyen AKDER Başkanı Rafiye Kızılhan, yasağın
devam etmesini isteyenlerin büyük bir tablonun sadece bir karesine
bakarak tüm tabloyu inkâr ettiklerini söyledi. TESEV’in araştırmasında
Türkiye’deki başörtülü kadınların oranının yüzde 62 olarak tespit
edildiğini anlatan Kızılhan şöyle dedi: “Bu kadınların kaçta kaçının
yükseköğretim çağında olduğu incelenmeden, kaçının ÖSS sınavında yasak
olmasaydı sınava girerek Yükseköğretim görme hakkını kullanabilecek
olduğunu bilinmeden, en basitinden 1998 de yasak başladığında kaç tane
öğrencinin üniversitelerde olduğunu ve kaçının okula alınmadığı için
devamsızlıktan kaldığı tespit edilmeden, başka bir araştırma içinde tek
bir soru üzerinden yapılan çıkarımlarla bir sonuca varılamaz.”
“Hem kapıları kapatıp hem de sorun yok demek samimiyetsizlik”
Hukukçular Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Av. Fatma Benli de, Türkiye’de başörtüsü nedeniyle üniversiteye gitmeyen kızların oranını yüzde bir olarak açıklamanın büyük bir samimiyetsizlik olduğunu söyledi. Benli şöyle dedi: “Bunu şu an tespit etmek mümkün değil. Önce kapıyı kapatacak sonra da bakın zaten sorun yok diyeceksiniz. Bu samimiyetsizlik.”
www.iyibilgi.com özel Ömer ÇakkaKalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!
TEKRAR SİZLERLEYİM
8/2/2008 · Kategori: bilgi
UZUN SÜRE SİTEYE EKLEMELRDE BULUNMAMIŞTIM.ARTIK YENİDEN SİZLERLEYİM
Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!
Edip Başer: ABD ve İsrail toprak istiyor
15/12/2007 · Kategori: bilgi
Emekli Orgeneral Edip Başer, ABD ve İsrail'in Türkiye'den toprak istediğini belirterek, "ABD ve İsrail için ideal çözüm; Türkiye'nin Güneydoğu Anadolu'dan bir miktar toprak vererek kendilerini mutlu etmesidir" dedi.
Edip Başer, Beykent Üniversitesi'nde katıldığı "Türkiye-İsrail İlişkileri" adlı konferansta, "ABD ve İsrail için ideal çözüm; Türkiye'nin Irak'ın kuzeyinde bağımsız bir Kürt oluşumunu kabullenmesi, onunla iyi ilişkiler tesis etmesi ve hatta mümkünse bu oluşuma Güneydoğu Anadolu'dan bir miktar toprak vererek onu mutlu etmesidir. Ancak Türkiye'nin bu konudaki duyarlılığını çok iyi bilen ABD ve İsrail'in zamanı gelmeden böyle bir talep veya bunu çağrıştıracak imada bulunmaları beklenmemelidir'' açıklamasında bulundu.
Şişli'deki Beykent Üniversitesi Ayazağa Kampüsü'nde, Yeditepe Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü Müdürü Emekli Orgenaral Edip Başer, İsrail Başkonsolusu Mordehai Amihai, Işık Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bülent Aras ve Yard. Doç. Dr. Sait Yılmaz tarafından "Türkiye-İsrail İlişkileri" başlıklı bir konferans verildi.
İsrail'in bölgedeki varlığının meydana getirdiği çatışma ortamından Türkiye'nin olumsuz etkilendiğini dile getiren Başer, "Şimdi burada, olumlu bir Ortadoğu resmi çizdiğini söyleyemeyeceğim. ABD, bölgedeki çıkarlarının korunmasını garanti altına almadan bölgeyi tümüyle terk etmeyecektir" diye konuştu.
ZAMANI GELMEDEN TOPRAK İSTEĞİNİ İMA DAHİ ETMEYECEKLER
Başer, ABD ve İsrail'in stratejik çıkarlarını korumada Türkiye'nin yerini alacak bir başka müttefikin şu anda görünmediğini ancak önümüzdeki süreçte Irak'ın kuzeyindeki Kürt yönetimi ve Irak merkezi yönetiminin aday haline gelebilecek oluşumlar olduğunu savundu.
"Türkiye'nin yerini alabilecek bir müttefik bulunsa dahi İsrail'in; siyasi, ekonomik ve duygusal bağları nedeniyle Türkiye'yi bütünüyle dışlayacağını sanmıyorum" diyen Başer, "ABD ve İsrail için ideal çözüm; Türkiye'nin Irak'ın kuzeyinde bağımsız bir Kürt oluşumunu kabullenmesi, onunla iyi ilişkiler tesis etmesi ve hatta mümkünse bu oluşuma Güneydoğu Anadolu'dan bir miktar toprak vererek onu mutlu etmesidir. Ancak Türkiye'nin bu konudaki duyarlılığını çok iyi bilen ABD ve İsrail'in, zamanı gelmeden böyle bir talep veya bunu çağrıştıracak imada bulunmaları beklenmemelidir'' ifadelerini kullandı.
Yaşanan sürecin sonuna gelindiğinde bugünkünden farklı bir Ortadoğu haritasının ortaya çıkacağını söylemenin 'falcılık' sayılmaması gerektiğine vurgu yapan Başer, "Türkiye'yi yönetenlerin ve Türk ulusunun, bu olasılıklara her bakımdan hazırlıklı olmaları gereğini vurgulamak istiyorum'' dedi.
"TÜRKİYE, ILIMLILAR KAMPINDA"
Ortadoğu'ya bugün bakıldığında bölünmenin, İsrail ve Araplar veya İsrail ve Filistinliler arasında değil, radikaller ile ılımlılar arasında olduğunu savunan İsrail'in İstanbul Başkonsolosu Mordehai Amihai ise, "Radikallerin başında İran, Suriye, Hizbullah ve Hamas; bölgede istikrar ve barış için çalışan ılımlılar kampında ise Türkiye, İsrail ve Suudi Arabistan gelmektedir" şeklinde konuştu.
İran'ın terörü desteklediğini iddia eden Amihai, "İran, nükleer silah çalışmalarına uluslararası kuruluşların baskıları sonucu ara verdi. Ancak tehdit halen sürmektedir. İslam devrimini ihraç etmek istediğini saklamayan İran, bu amaçla nükleer silah çalışmaları yapmakta ve terörü desteklemektedir" ifadelerini kullandı.
dunyabulteni
Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!
PKK'ya karşı profesyonel ordu
2/11/2007 · Kategori: bilgi
Türk Silahlı Kuvvetleri, PKK ile mücadelede taktik
değiştiriyor. 2008 yılı sonuna kadar altı yeni komando tugayı
kurulacak. Bu tugaylarda yaklaşık 10 bin profesyonel asker görev alacak
ve PKK ile çatışmaya bu askerler girecek. Bu birlikler, gayrinizami
harp teknikleri eğitimi alacak. 2009’dan itibaren sıradan er ve yedek
subaylar komando olarak görev almayacak
Teröristlerle kim çatışacak?
Kurulacak
altı komando tugayı, aslında PKK ile mücadelede yeni bir döneme
girildiğine işaret ediyor. Bu yapılanmadan önce konvansiyonel yönü
kuvvetli olan Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK), artık PKK ile mücadelede
‘gayrinizami harp teknikleri’ni de ön plana çıkaracak. Oluşturulacak
altı komando tugayındaki birlikler, bölgede 10-17 kişilik timler
halinde dolaşacak ve PKK ile mücadele edecek. Mecburi askerlik
hizmetini yapan askerler, belirtilen tarihlerden sonra komando
olmayacak. Bu askerler, yine Güneydoğu’ya gönderilecek ancak sıcak
çatışmalara girmeyecek.
Stratejist ve terör uzmanı Ercan Çitlioğlu,
TSK’nın yaptığı bu çalışmayı profesyonel orduya geçiş olarak
nitelendirmiyor. TSK’daki yapılanmada terörle mücadelede en üst
birliklerin ‘özel kuvvetler’ ve ‘jandarma özel harekât taburları’
olduğunu belirten Çitlioğlu, bunların ardından ‘komando tugayları’nın
geldiğini vurguluyor. Yeni düzenlemeyle, iki-üç yıl içinde komando
tugaylarında sıradan er ve yedek subayların kalmayacağını belirten
Çitlioğlu, bu yapılanmanın PKK ile mücadeleye güç katacağını düşünüyor.
Tecrübeli teröriste karşı tecrübeli asker
Emekli Korgeneral Hasan Kundakçı da Çitlioğlu’nu
destekler nitelikte konuşuyor. Bu özel birliklerin yararlı olacağını
düşünen Kundakçı Paşa’ya göre, yıllardır dağlarda tecrübe kazanan
PKK’lıların karşısına özel birlikler çıkarmak daha faydalı olacak.
Kundakçı, bu uygulamayla askerin yetersiz eğitim aldığına dair
iddiaların da ortadan kalkacağını belirtiyor: “Oraya gönderdiğimiz
çocuklar yeterli eğitimi alacak. Bu eğitimden sonra bunun karşılığını
verecekler. Yeterli eğitim verirsen iyi mücadele ederler, yeterli sonuç
alırsın.”
Tim ruhu
Peki, TSK bünyesinde tamamen profesyonel asker ve subaylardan oluşacak bu altı komando tugayının en büyük özelliği ne?
Bu
tugayların en önemli özelliği, eğitime alınmalarından itibaren 10-17
kişilik timlere ayrılmaları ve bu timlerin görev yerlerine beraber
dağıtılmaları.
Emekli Jandarma Kurmay Albay Aziz Ergen,
‘tim ruhu’nu şu cümlelerle özetliyor: “Tim, bir ekiptir, bir ruh
halidir. Mesela timde Ahmet diye biri var. Ahmet evlidir, memleketi
şudur, kaç çocuğu vardır, tim komutanı, sorunlarına kadar her şeyi
bilir. Timde kardeş gibi body sistemi de vardır. Herkes birbirinden
sorumludur ve birbirinin özel ya da mahrem her şeyini bilir. Nasıl bir
insanı ailesinden ayıramıyorsan, timden de bir askeri ayıramazsın.
Ancak şehit ya da gazi olunca ayrılır. Tim budur.”
Dokuz ay eğitim alacaklar
Minimum
dokuz ay eğitim alacak olan özel birlikler, bu süre boyunca sıradan
komando eğitiminin yanı sıra tahrip, dağcılık, hayati idame,
engellerden geçiş, mayın eğitimi, gayrinizami harp teknikleri gibi iç
güvenlik eğitiminin tüm detaylarını öğrenecekler.
Emekli Tümgeneral Armağan Kuloğlu ise
günümüz muharebelerinin büyük çaplı kuvvetlerle cereyan etmediğini,
daha ziyade özel eğitimli askerlerden oluşan özel harp imkânlarıyla
yürütüldüğünü hatırlatıyor.
Eski Terörle Mücadele Özel Temsilcisi Edip Başer ise
kurulacak özel birliklerle terörle mücadele masraflarının daha aşağıya
çekileceğini savunuyor. Başer, “Daha az kuvvetle harekât icra etme
yeteneğine kavuşmuş olacağız. Kayıplarımız daha az olacağı gibi,
kullanacağınız insan gücü, malzeme, silah ve mühimmat bakımından da
daha ekonomik bir kullanım tarzı ortaya çıkmış olacaktır” diyor.
15 bin başvuru geldi
Oluşturulması
planlanan bu ‘özel birlikler’e şu ana kadar 15 bin başvuru yapıldı. 3
bin 678 başvuru, öğrenim durumunun uygun olmaması, askerlik sevk
tarihinden itibaren 3 yıl geçmesi, yaş haddinin aşılması ve doğum
tarihinin belirtilmemesi gerekçeleriyle reddedildi. Kabul edilen
başvuruların 7 bin 932'sini piyade komando branşı oluştururken, bin 198
kişi muharebe telsiz işletmeni, 838 kişi tank şoförü, 613 kişi tank
nişancısı, 361 kişiyse hava savunma araç şoförü branşlarında yazılı
sınava girmeye hak kazandı. Adaylar, 12-30 Kasım tarihleri
arasındaki ön sağlık ve fiziki kabiliyet yeterlilik testinin ardından
3-20 Aralık tarihleri arasında mülakata alınacak. Bir tugayda
ortalama 1500 asker bulunduğu göz önüne alınırsa, TSK bu altı komando
tugayı için 2008 yılı sonuna kadar toplam 9-10 bin asker alacak.
Eyüp Erdoğan / Tempo
Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!
Bu savaş değil operasyon
2/11/2007 · Kategori: bilgi
Başbakan Erdoğan, AK Parti Genel Merkezi'nde düzenlenen Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı'nda bir konuşma yaptı.
Kuzey Irak'a ilişkin gelişmeleri değerlendiren Erdoğan, "Gündemimizdeki konu bir savaş değil, bir operasyondur. Temenni ederiz ki, bu operasyona hiç gerek kalmaz" dedi.
Erdoğan, "Bu ifademi bile suistimal edecek zihniyetlerin olduğunu da biliyorum ama bunu bilerek söylüyorum. Çünkü biz sırtımızda taşıdığımız sorumluluğun farkındayız. Bu operasyonun belli bir hedefi vardır. Bu hedefe Allah'ın izniyle ulaşılacaktır" diye konuştu.
Erdoğan ayrıca, "Buna ulaşılması için de bütün gücümüzle, bütün gayretimizle, bütün kurumlarımızla birlikte inşallah bu adımları, atılması gerektiği anda ve zeminde atacağız. Bundan da hiç çekinmeyiz" dedi.
"Bekara karı boşamak kolay"
Terörle mücadele konusunda televizyonlarda yorum yaparlara sert tepki gösteren Başbakan Erdoğan, "Omuzlarında sorumluluk olmayanların hamaseti ile hareket edemeyiz. Bekara karı boşamak kolay. Bunların bir sorumluluğu yok onun içinde kuru sıkı atıyorlar. Biz bir tek evladımızın canının yanmasından endişe ediyoruz.Onlar oturdukları yerden bu işlerin çığırtkanlığını yapıyorlar" dedi.
"TSK ile sorun yok"
İl başkanlarından, halkın tepkilerinde sağduyulu davranması için yardımcı olmalarını isteyen Başbakan Erdoğan, hükümetin hiçbir kurum ile de sıkıntısı olmadığını söyleyerek, "Bir düşüneceğiz, bir atacağız ama pir adım atacağız. Hükümetimizin herhangi bir kurumumuz ile başta TSK olmak üzere sıkıntısı söz konusu değildir, olamaz. Bunu bile hazmedemeyenler var.Bunu bile bozma gayreti içine girenler var. Ayıp. Bunlar hiçbir etik anlayışla izah edilemez" diye konuştu.
Yayın yasağı
Danıştay'ın Hakkari'deki saldırıdan sonra getirilen yayın yasağının yürütmesinin durdurulmasına da sert tepki gösteren Erdoğan, "Medyaya karşı hükümetimiz bir yayın konusunda yasak getirmek istedi. Bununla igili verilmiş haklar var. Bir kurum müracaat yaptı, onun üzerine farklı bir kurum karar aldı. Bunlar bizi düşündürüyor. Dünyanın hiçbir ülkesinde bunun benzerini göremezseniz. Burada da bıçak kemiğe dayanıyor. Bu adımları niçin atıyoruz? Birlik ve beraberlik için. TV'lerde hergün operasyonların, şehitlerin ajite edilerek gösterilmesi doğru mu? TV'leri izleyenler bu ülkenin her yerinde savaş var zannediyorlar" ifadesini kullandı.

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!
Kuzey Irak'ta Türkiye alarmı
2/11/2007 · Kategori: bilgi
Türkiye'de
çeşitli bölgelerde PKK ile güvenlik güçleri arasındaki çatışmalar devam
ederken, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin her an sınırı geçebileceği
ihtimaline karşılık Kuzey Irak'taki bütün güçler alarm durumunda.
Başbakan
Recep Erdoğan'ın 5 Kasım'da ABD'ye yapacağı geziye kilitlenen Kuzey
Irak'ta iç kesimlerde bulunan özel eğitimli peşmergelerden, ABD'nin
eğittiği "bordo bere"lilere kadar bütün güçler Türkiye sınır kesimine
kaydırılıyor.
PKK'nın Hakkari'nin Dağlıca bölgesinde
düzenlediği eylemden sonra Türk hükümetinin sınır ötesi operasyonla
ilgili kararlı açıklamaları ve ardından gelen ekonomik yaptırım kararı
Kuzey Irak'ı adeta alarma geçirdi.
Erdoğan'ın ABD gezisinden
çıkacak sonucu merakla bekleyen Kuzey Irak, olası bir sınır ötesi
operasyonun bu tarihten sonra yapılabileceğine inanıyor.
TSK
tarafından sınır kesiminde bulunan Hakkari ve Şırnak bölgelerine
yaptığı sevkıyat ile Türkiye'deki çatışma görüntülerini
televizyonlardan izleyen Kuzey Iraklıların endişesi de giderek artıyor.
Yerel Kürt hükümeti, İran sınırında bulunan Süleymaniye kenti
ile Kürt parlamentosunun bulunduğu Erbil ve Dohuk'un yanı sıra
Musul'daki askeri güçlerini de Türkiye sınır kesimine kaydırıyor.
Özel
eğitimli birliklerden oluşan peşmergeler ile ABD'nin eğittiği söylenen
asker üniformalı "bordo bereliler"e artık Kuzey Irak'ın Türkiye'ye
sınır ilçesi olan Zaho ile Derkar, Batufa ve Kaniması kesimlerinde
sıkça rastlanıyor.
Peşmergelerin Türkiye sınır kesimine
sevkıyatı gündüz olduğu kadar gece de devam ediyor. İlçe ve kasabalarda
zaman zaman mola veren peşmergelerin hareketliliğini Kuzey Iraklı
Kürtler dikkatle izliyor. Türkiye sınır kesimindeki dağların stratejik
noktalarına konuşlandırılan peşmergeler 24 saat Türkiye tarafını
gözlüyor.
Gazetecilere kısıtlama getirildi
Bu
arada, olası bir operasyon ihtimaline karşılık Türkiye ve dünyanın
birçok ülkesinden yüzlerce gazeteci, sınır kasabası olan Zaho'nun yanı
sıra Erbil'deki otellere yerleşti. Sınırdaki PKK'lıların bazı
gazeteciler tarafından görüntülenmesi üzerine gazetecilerin sınır
kesimlerine gitmelerine kısıtlama getirildi.
Peşmergeler
kontrol noktalarında gazetecilere "Burası askeri bölge. Güvenlik
nedeniyle yasaklandı" gerekçesiyle izin vermiyor. Gazetecilerin
sevkıyat sırasında peşmergelerin fotoğraflarını çekmelerine ise engel
olunuyor
Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!
Rice soruyu duymazdan geldi
2/11/2007 · Kategori: bilgi
İnternethaber/ Dışişleri Bakanı Ali Babacan ile kameraların karşısına çıkan ABD Dışişleri Bakanı Rice, soruları yanıtladı.
Rice'a bir Türk gazeteci şu soruyu yöneltti;
-Daha önceki konuşmalarınızda bir kaç kez "Kürdistan" sözünü kullandınız. Irak'ın bütünlüğüne vurgu yaparken, bu sözü bilinçli mi kullandınız?
Rice "Kürdistan" sözüne hiç değinmeden Irak'ın bütünlüğüne dair mesaj vermeyi tercih etti. Rice, "Bölgesel Kürt yönetimi var. Kendi sorumluluğundan yanayız. K. Irak tek bir Irak'ın parçasıdır. Irak'ın bölünmesine kesinlikle karşıyız. İstikrarlı ve birleşik Irak herkes için daha iyi" dedi.
Rice konuşması boyunca da "Kürdistan" sözünü kullanmamaya özen gösterdi. Bunun yerine "Bölgesel Kürt yönetimi" sözünü kullandı.
Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!
« Önceki :: Sonraki »